2026 yılının ilk çeyreği, dünya tarihinin en keskin kırılma noktalarından birine tanıklık ediyor. Orta Doğu’da yükselen alevler Washington’ın askeri müdahaleciliğinin sınırlarını zorlarken, Pekin’in sessiz ama derinden ilerleyen ticaret diplomasisi küresel güç dengesini yeniden tanımlıyor. Bu süreç, sadece bir çatışma dönemi değil; gücün "yok etme kapasitesinden", "sürdürülebilir inşa ve dijital egemenlik kapasitesine" evrildiği bir paradigma değişimidir.

28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer altyapısını hedef alan saldırısı, beklenen "hızlı zafer" yerine bölgeyi kaosa sürükledi.

 

İran’ın 5.000’den fazla füze ve İHA ile verdiği karşılık, Batı’nın "yenilmez" kabul edilen hava savunma sistemlerini doyma noktasına ulaştırarak etkisiz kıldı.

Hürmüz Boğazı’nın kapatılması küresel enerji arzını felç ederken, petrol fiyatlarının 200 dolar bandını aşması Washington’un müttefikleri üzerindeki koruyucu imajına en büyük darbeyi vurdu.

Washington’ın 2026 başarısızlıkları sadece Orta Doğu ile sınırlı kalmadı. Ocak ayında Venezuela’daki başarısız operasyonel girişimler ve ardından Meksika sınırında yaşanan diplomatik fiyasko, ABD’yi küresel kamuoyunda alay konusu haline getirdi.

 

ABD bombalar ve operasyonlarla meşgulken, Çin 2026’yı küresel ticaret ağlarını derinleştirmeye harcadı. Özellikle "Pekin Mutabakatı 2026" kapsamında Afrika ülkelerine tanınan "Sıfır Tarife" hakkı, Çin’in sömürgeci modelin aksine "birlikte büyüme" vaadini tescilledi.

 

Bu süreçte 11. Tüketici Ürünleri Fuarı (CECGF), küresel markaların Çin pazarına sığınma kapısı oldu.

4. Uluslararası Tedarik Zinciri Fuarı’nda tedarik hatlarının Pekin merkezli yeniden yapılandırılması tartışıldı.

Urumçi 2026 Avrasya Fuarı ise Orta Asya ve Avrupa hattındaki ticari entegrasyonun motoru oldu.

Pekin penceresinden bakıldığında 2026, Batı egemenliğinin "son büyük sarsıntısı"ydı; 2027 ise Çin’in yeni normları yasallaştırdığı inşa yılıdır.

 

Çin, 2027’de yapay zeka altyapısını "Kuşak ve Yol" ülkelerine hibe ederek bir Dijital İpek Yolu kurdu. Washington "demokrasi" ihraç ederken, Pekin "verimlilik ve akıllı şehir güvenliği" ihraç ederek orduların işgal edemediği sınırları veri ağlarıyla kontrol altına aldı.

2027, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) modernizasyon hedefinin zirvesidir. Ancak Çin, gücünü sıcak çatışmada değil, ABD donanmasını Pasifik kıyılarına hapseden "erişimi engelleme" kapasitesinde kullanıyor. Tayvan meselesi artık bir savaş değil, adanın anakaraya tam ekonomik bağımlılığı ile çözülen bir süreç haline geldi.

 

2026-2027 yılları, askeri gücün tek başına bir süper güç olmaya yetmediğini kanıtlıyor. ABD, teknolojik üstünlüğüne ve devasa bütçesine rağmen ne Meksika’da ne de İran’da siyasi sonuç elde edebildi. Aksine, her askeri hamlesi onu daha fazla yalnızlaştırdı.

Öte yandan Çin, "sahada yok" gibi görünerek aslında her yerde olmayı başardı. Dünya artık Washington’un savaş tamtamlarını değil, Pekin’in ticaret vinçlerinin ve dijital ağlarının sesini dinliyor. 21. yüzyılın tarihi artık İngilizce değil, ticaretin ve teknolojinin ve en önemlisi insanlığın ortak diliyle yazılıyor.